ÇEREZ UYARISI

Web sitesi, sayfalarımızın okunmalarını isimsiz temelde analiz etmek, sizlere daha okunabilir içerik oluşturmak, reklamları sizin ilgi alanlarınıza göre özelleştirmek amacı ile üçüncü taraf tedarikçilerin Çerezlerinin yanı sıra kendi Çerezlerini de kullanmaktadır. Gizlilik Politikamızda daha fazla bilgi bulunmaktadır. Bu web sitesini aktif şekilde kullanmaya devam etmekle Çerezler kullanmamızı kabul etmiş olursunuz.

Aşk en fazla 2 yıl

Aşk en fazla 2 yıl
Editör
Haber Editörü
Paylaş:
14 Şubat 2014 22:09

Aşkın ömrü en fazla 3 yıl diye biliriz ama aslında o kadar bile değilmiş...Ruh Sağlığı ve Hastalıkla

Aşkın ömrü en fazla 3 yıl diye biliriz ama aslında o kadar bile değilmiş...

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Sümer Öztanrıöver yaptığı açıklamada, 14 Şubat’ın "Sevgililer Günü" olduğunu ancak insanların bu günü daha çok "Aşıklar Günü" olarak kutladıklarını belirtti.

AŞK İLE SEVGİYİ KARIŞTIRMAYIN

Aşk ve sevginin birbirine karıştırıldığını vurgulayan Öztanrıöver, "Aşk, partnerinize karşı hissettiğiniz, içinde cinselliği de barındıran, yoğun yaşanan, mantığınızı kör eden duygular selidir. Araştırmalar aşkın en uzun ömürlüsünün 2 yıl olduğunu söylüyor. Eğer kavuşamazsanız bir ömür boyu sürebilir" ifadelerini kullandı.

AŞK SARHOŞLUK GİBİDİR

Açıklamasında, "Aşk sarhoşluk gibidir, eninde sonunda biter. Oysa sevgi, kalıcı olandır, oturaklıdır. Aşk gibi sulu değildir" ifadelerine yer veren Öztanrıöver, şunları kaydetti:

"Seni seviyorum sözcüğünü yerli yersiz kullanmaz, ağzına sakız yapmaz. O, en güçlü ifadesidir. Bir kez duysanız iliklerinize kadar hissedersiniz. Aşkı canlı tutmaya çalışmak, vazodaki bir çiçeğin ömrünü uzatmaya benzer. Eninde sonunda solacaktır. Sevgi ise ömür boyu, hatta ölümden sonra da var olmaya devam eder.

Birlikteliklerde çok yakın durmak, kişilerin birbirine gölge etmelerine yol açar. İlişki gelişip büyüyemez. İlişkide iki ağaç gibi olunmalı. Ne çok yakın, ne çok uzak. Kendi bireysel varoluşunuz olmalı."

AŞK NASIL YAŞANMALI?

Öztanrıöver, genellikle yaşanan ilişkilerde, sevilen kişinin hayatın merkezine konulduğunu kaydederek, "Hayat kaynağı haline getiriliyor. Zannediliyor ki hayatını adamak, sevgiyi ve bağlılığı artırır. Oysa tam tersi oluyor. Siz emek edip karşınızdakine kendinizden fazla değer verdiğinizde o size değer vermemeyi öğreniyor. Ödün vermek, karşınızdaki kişinin istediği gibi olmak sizi yok ediyor. Başlangıçta ona çekici gelen siz, olmadığınız bir şeye dönüşüyorsunuz ve ona artık çekici gelmiyorsunuz" dedi.

KISKANÇLIĞA İZİN VERMEYİN

"Kıskançlık da, aşkın olmazsa olmazı zannedilen, yakıcı ve yıkıcı bir duygudur" diyen Öztanrıöver, şöyle devam etti: "Kıskançlık, aşkın tezahürü değil, kendine güvensizliğin göstergesidir. Hafif derecelerde olması kabul edilebilir. Ancak fazla olduğunda, kıskanılan kişiden kaynaklanmadığını bilmek çok önemlidir.

Kıskanan kişi ’çok seviyorum, onun için kıskanıyorum’ der ve sevilen kişiyi değiştirmeye zorlar. Kıskanılan kişi, kendini sınırlayarak kıskançlığı yok etmeye ve masumiyetini kanıtlamaya çalışır. Bu durum kıskançlığı besleyecektir. Yapılması gereken ise savunma yapmamak, rapor vermemektir. Çünkü savunma yaptığınızda suçlu muamelesi görürsünüz. Güvensizlik üzerine ilişki kurmak, fay hattına ev yapmaya benzer. Kıskançlık sona ermiyorsa, ilişkiyi bitirmek güvenliğiniz için daha hayırlı olabilir." 


Bu içeriğe tepki ver!

  • Alkış

  • Bayıldım

  • Komik

  • Düşünceli

  • Korktum

  • Kızdım

  • Kötü